Filtresi Olmayan Anlar ve Gardırobumdaki O Canavar Parça 🫠
Selam millet! 👋 Nasılsınız bakalım? Umarım siz de benim gibi bir kahve eşliğinde, ayaklarımızın altına tozlanmış ama ruhumuz uçuşuyor modundasınızdır. ☕️✨
Bu bloga girdiğinizde ne bulacağınızı biliyorum sanırım. Evet, yine benim kafamdaki kaos dolu seslerin kaydı gibi bir şeyler var burada. 😂 Beni bu kadar ulaşılabilir hissettiren şey de tam olarak bu: Her şeyi olduğu gibi anlatabiliyorum. Ne zaman ki bir konu beni içine çeker ya da kafamda dönüp duranlarla karşılaşırım mesela, işte o an yazıya dökmek lazım.
Ya ben hep böyleyim ya, yaşamın en güzel detayları bazen o filtrelenmemiş anlarda saklı oluyor sanki. Süslü kareler, kusursuz geçişler yerine; gece 3’te o mükemmel şarkıyı açıp sadece kendi sesimle beraber mırıldandığım anlar gibi. Ya da sabah alarmın çalmadığı, yatağın içinde "bugün ne giyeceğim?" diye panikle geçtiğim o kısa ama epik savaşlar gibi. 🛌⚔️
Trend Takibi vs. Gardırobumdaki Gerçeklik 🤔
Geçen hafta üniversitede bir sunum vardı ya? İletişim Tasarımı okuyorum, zaten her şey görsel üzerine kurulu. Sürekli "Bu sezon bunu giymeliyiz," ya da "Şu akım çok tutar" diye geziniyorum kafamda. İnternette Kore dizilerinden fırlamış gibi görünen o kusursuz stiller var ya, onlar benim ulaşmak istediğim bir ideal dünyam oluyor. 💖
Ama gerçek şu ki; bazen o mükemmeliyetçilik beni de tüketiyor. Dolabıma bakınca, bütün bunlar sadece teoride kalıyor. Oysa benim gardırobumda öyle bir parça var ki, hem en çok sevdiğim hem de beni en çok sinirlendiren şey o! 🤦♀️ Bir ara omuzları aşırı vatkalı, bordo bir kaban almıştım. Instagram’da gördüğüm o “olgun ama genç” kadın imajının vücut bulmuş haliydi. İlk giydiğimde resmen bir prenses gibi hissettim. Ama sonra, o kabanla sadece yürümek lazım değil mi? Sanki sürekli bir sahneye çıkıyormuşum gibi geliyor. Kışın soğuğunda bile o kabanla kendimi ait hissetmediğim anlar oluyor. Sanırım benim için moda, sadece kıyafet değil; o günkü ruh halimin en dışa vurumu oluyor. Bu dengeyi kurmak gerçekten zor! Siz bu durumu yaşıyor musunuz? Sizin o "en çok sevdiğiniz ama en çok zorlandığınız" eşyanız nedir? 👇
Müzik Kaosu ve Yaşam Ritmi 🎶
Bu arada, müzikle olan bağım da ayrı bir olay. Şu an takıntılı olduğum şey 90’lar Türkçe Pop dinlemek. Ya o dönem müziği, ya da hayatın akışını yansıtan underground indie parçalar... Sanki her şarkı, yaşadığım o anki duygusal karmaşanın bir başka bilinçaltı izdüşümü. 🧘♀️
Bazen böyle düşünüyorum ya, biz genç kızlar sanki hayatımızı sürekli bir "moodboard" üzerine kuruyoruz. Bir müzik, bir renk paleti, bir kıyafet kodu... Ve o günü ya da duyguyu bütün bunlarla mükemmel kareye oturtmaya çalışıyoruz. Ama hayat zaten öyle keskin hatlı kareler değil ki, biliyorsunuzdur. O bazenbulanık uçuşan anlar var ya, işte onlar en gerçek olanlar sanırım.
Yani özetle bu hafta benim ajandam: Bir yandan o ideal Kore estetiğini yakalamaya çalışırken, diğer yandan da gardırobumdaki o bordo kabanla içimde savaş vermek. 😂 Siz de kendi küçük çatışmalarınızla aranızı bulur musunuz? Benimle paylaşırsanız kahvemi sizin için ısıtırım 😉.
Görüşmek üzere, iyi şarkılarla kalın! ❤️🩹