Playlist'ten Günlükler

Takip Etmeye Değmeyenler Var Ya🫠 (Ve Benimle Aynı Olduğunuza Dair Bir Teoriye Varım)

Selam millet! 👋 Nasılsınız bakalım? Umarım bu postu okurken içten bir kahve ya da en sevdiğiniz o 90'lar şarkısının radyoda çalmasıyla karşılaşıyorsunuzdur. Çünkü bugün benim kafamdaki konu tam olarak böyle bir kafe muhabbetine dönüyor: filtreler, takipçi sayıları ve bu dijital gösteri dünyasında bazen gerçekten olmamış olanlar. 🥲

Geçen gün yine sosyal medyada kaybolmuşumdur diyelim ben. Sabah kalkıyorum, modumu ayarlamaya çalışıyorum, gardırobuma bakıyor, "Acaba bu kombini paylaştığımda tutar mı?" diye düşünüyorum. Sanki hayatımız büyük bir performans sergilemek zorunda gibi değil mi? Her kare mükemmel olmalı, her geçiş akıcı, vücut dili bile sanki bir sonraki viral olma potansiyelini taşıyormuş gibi. 🧘‍♀️

Ve işte bu noktada, o ince çizgi devreye giriyor ya benim için en büyük bunaltıcı kısım bu: Herkesin kendi ritmi var. Benim gibi çoğumuz, özellikle de biz genç nesil olarak, mükemmeliyetçiliğin zirvesindeyiz galiba. Bir şeyi yapıyorsan, ya en iyisini yapacaksın ya da hiç yapmamışsın gibi geliyor. Bu baskı bazen sürdürülemez oluyor ya? 😩

"Sanki Hep Her Şey Belli Olmalı" Tuzağı

Benim için bu durum, özellikle moda ve fotoğrafçılık kesiştiği yerde zirve yapıyor. Kore dizilerindeki o kusursuz, senaryoya uygun gelen görünümler... onlar birer sanat eseri gibi duruyor. Ama biz onu her gün, sabah aceleyle yetiştirmek zorunda kalıyoruz sanki. Bir elbise seçiyorum, makyajımı yapıyorum, o hissedilen uyum varsa yola çıkıyorum. Ama bazen oluyor ya, o gün ruh halim başka bir yerde takılı kalıyor. Sanki çektiğim kareye değil de, o anki duygusal karmaşaya denk geliyor oluyor. 🌪️

Ve sonra beğenilmiyor ya da "çok farklı" bulunuyor. İşte o zaman devreye giriyor benim kafamdaki o büyük sorgulama: "Benim olan bu spontane ruh halim, bu anlık hissiyatım neden algılanamıyor ki?" diye.

Bence mesele, bizim bu 'paylaşım' eylemini bir çeşit nihai karar vermek olarak görmemizle ilgili. Sanki paylaştığımız her şey, kim olduğumuzun nihai kanıtıymış gibi davranıyoruz. Oysa hayat böyle değil ki! Hayat, bir taslak üzerinden gelişiyor, düzeltilerle ilerliyor. 🤌

Saçmalıkların Gücü ve O "Tutulmayan" Anlar

İşte bu yüzden, son birkaç postta da değindiğim gibi, o "tutulmayan" anların bile birer değeri var. O kaotik, aceleye gelmiş ama tamamen benim olduğum kıyafetlerle çıkılmış o yürüyüşler... onlar belki viral olmayacak ama en gerçek olanlar. Benim için benim gardırobumda duran ve "bunu giyince kendimi en ait hissettiğim" parçalar, o mükemmel bir filtreye sığan karelerde olmayanlar oluyor bazen. Ya da tam tersi, en ulaşılmaz görünen o Kore esintili parçayı alıp, onu tamamen benim İstanbul sabah telaşıma uyarladığım anlar. İşte o ikisi arasında dans ediyorum ben sürekli.💃🕺

Yani, bakın sevgili okuyucularım. Eğer siz de bazen bütün bu mükemmeliyet baskısından bunaldıysanız, eğer o kusurlu ama samimi karelerin neden hak ettiği ilgiyi görmediğinden şikayetçiyseniz, yalnız değilsiniz. Benimle aynı frekanstayız bu konuda. 🫂

Takipçilerime sesleniyorum: Kendinize iyi bakın, mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Önemli olan o enerjiyi yakalamak ve onu en çok iyi hissettiğiniz gibi vermek. Geri kalanlar? Akışın o kaosu işte, oyunun doğal bir parçası! ✨

Bir sonraki playlist'te görüşmek üzere! Kalın kalın, bol müzikle kalın. ❤️